Hayat, insana sunulmuş en kıymetli armağandır. Ama bu armağanın değerini ancak iyi bir insan olabildiğimizde tam olarak kavrarız. Hepimiz bu dünyaya bir iz bırakmak için geliyoruz: kimimiz bir tebessümle, kimimiz bir dokunuşla, kimimiz de sessizce yaptığı iyiliklerle.
İyi insan olmak kolay kazanılan bir unvan değildir. Sabırla yoğrulmuş, vicdanla şekillenmiş, empatiyle büyütülmüş bir yaşam anlayışı ister. Herkesin doğrusu kendine olabilir; ama gerçekten iyi bir insan, kendi doğrularını başkasının hakkını gözeterek yaşar.
İyi insan kimsenin ardından konuşmaz, yalanın gölgesine sığınmaz, kimsenin hakkına el uzatmaz. Yardım ederken gösterişten uzak durur; yaptığı iyiliği anlatmaz bile. İnsanları etiketlemez, önyargıyla değil kalp gözüyle bakar. Çünkü bilir ki her insanın ardında bir hikâye, her kalbin içinde taşınan bir yük vardır.
Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla iyi insan: daha fazla samimiyet, daha çok merhamet, daha çok vicdan. Bu yüzden bu satırları okuyan herkese içten bir çağrım var: Hangi düşünceden, hangi inançtan, hangi hayat tarzından olursak olalım, önce iyi bir insan olmayı başaralım. Gerisi bir şekilde yolunu bulur.
Çocuklarımıza bırakacağımız en kıymetli miras mal, mülk ya da makam değil; iyi insan olmanın erdemidir. Başarı gelip geçer, koltuklar devrolur, alkışlar diner. Ama iyi bir yüreğin bıraktığı iz nesiller boyu silinmez.
İnsanın büyüklüğü kazandığı servetle değil, kazandırdığı güzelliklerle ölçülür. Bugün bir gönle dokunabiliyor, birini gülümsetebiliyor, bir umuda omuz olabiliyorsak, bu hayatta gerçekten iz bırakıyoruz demektir.
İyilik bulaşıcıdır. Siz başlatın; gerisi kendiliğinden gelir.

