Toprak, sabrın en sessiz şahididir. Güneşin kavurucu sıcaklığını da taşır, rüzgârın hoyratlığını da. Kuraklıkla çatlar ama ses çıkarmaz; yağmurun gelmesini, göğün ona yeniden nefes vermesini sabırla bekler. Çünkü bilir ki en uzun susuzluk bile bir damlayla bitecek, her çoraklık bir gün yeşile duracaktır.
İnsan kalbi de böyledir. Gözyaşları içimizdeki yağmurlardır; bazen gizli gizli, bazen sağanak gibi yağar. O gözyaşlarıyla yıkanan gönül, toprak gibi yeniden doğar. Hiçbir acı boşuna değildir; her gözyaşı geleceğin filizlerini besler.
Yağmur yalnızca toprağa değil, insana da diriliş getirir. Kuruyan dallar yeniden tomurcuklanır, yıpranmış yürekler yeniden umutlanır. Fırtınanın gürültüsünden korkarız belki; ama biliriz ki her şimşek rahmetin habercisidir. İnsan da hayatın gürültüsünden korkmamalı; ardından gelen sessizlikte filizlenen umut, en sessiz ama en güçlü hayattır.
Kurak toprak gibi günlerimiz olur: umutsuzluğun gölgesinde, çıkışsızlığın kıyısında. O anlarda çoğu kişi bitişi görür. Oysa toprak bize başka bir ders verir: En kurak anında bile derinliklerinde suyu saklar. İnsan da en zor anında derinlerinde bir umut kırıntısını korur. O umut yağmurla buluştuğunda yeniden bahara dönüşür.
Yağmurdan sonra toprak kokusunu göğe yükseltir; insan da acıdan sonra duasını göğe yollar. O dua bazen bir teselli, bazen bir güç, bazen de yeni bir yol olarak geri döner.
Her yağmur bir diriliştir. Her gözyaşı bir temizleniştir. Her zorluk, ardından doğacak bir umudun tohumudur.
Toprak sabrettiği için yeşerir; insan sabrettiği için büyür.

