İnsan ömrü bir kum saati gibi sessizce akarken biz çoğu zaman yalnızca biriktirdiklerimize odaklanırız. Ama neyi biriktirdiğimiz, nasıl yaşlanacağımızı da belirler.
Çocukken zamanımız ve enerjimiz vardı ama paramız yoktu. Gençken para kazandık ama zamanımızı kaybettik. Yaş ilerledikçe zaman da para da birikti belki; ama bu kez sağlık usulca aramızdan çekildi. Hayat böyle tuhaf bir denklem: Hep bir şey eksik, hep bir şey “sonra”.
Milyonlar kazanma hayaliyle sabahın köründe yola düşen insanın, bir gün belki o paraları sayacak hâli bile kalmayacak. Peki o gün geldiğinde gerçekten kazanan kim olacak? Banka hesabı dolu olan mı, yoksa hayatı dolu dolu yaşamış olan mı?
Biriktirmeyi unuttuklarımız var: sağlık, dostluk, kahkahalar, güneşe karşı içilen bir demli çay, yalnızca içimizi ısıtan anlar…
Hobiler edinmedik mesela. Yaşlılık için yalnızca para değil, uğraş da biriktirmek gerekir; vakit geçirmek için değil, hayatı hissetmek için. Resim yapmak, yürüyüşe çıkmak, bir kediyle konuşmak bile olabilir bu. Yeter ki ruhu doyursun.
Ve belki en önemlisi: sevilmek. Biriktirmemiz gereken en kıymetli şeylerden biri de güzel hatıralarda kalan izimizdir. Yaşlandığınızda size bakıp hâlâ gülümseyen birileri varsa, gerçek servet odur. İnsan hatırlanmayı da biriktirmelidir.
Çok şey kazandık sandık; ama kaybettiklerimiz bazen kazandıklarımızı gölgede bıraktı. Şimdi kendimize sormalıyız: Yarınlara ne bırakıyoruz? Para mı, huzur mu? Varlık mı, anı mı? İnsan yalnızca cüzdanını değil, ruhunu da biriktirmeli.
Unutmayalım: Yaşlılık yalnızca yaş değil, yorgunluk da biriktirir.

