Hayatta bazı dokunuşlar vardır; göremezsin ama hissedersin. Kimi bir omuz olur, yaslanırsın. Kimi sessizce yanındadır, yalnızca varlığıyla güç verir. Bu görünmez eller aslında en görünür yüreklerin uzantısıdır.
Koşuşturma arasında unuttuğumuz bir şey var: Bizi ayakta tutan çoğu zaman büyük başarılar ya da büyük paralar değil, küçük ama samimi dokunuşlardır. Bir “Nasılsın?” sorusu, bir çay eşliğinde edilen muhabbet, kalabalıkta uzatılan sıcak bir bakış…
Hepimizin görünmeyen yaraları var: kiminin yalnızlıktan, kiminin geçmişinden, kiminin hayal kırıklıklarından. Ve öyle anlar geliyor ki birinin küçük bir iyiliği, doğru zamanda söylenmiş tek bir cümle ya da içten bir tebessüm koca bir günü, hatta koca bir hayatı değiştirebiliyor.
Ne çok insan kendi yükünü taşırken başkasınınkine omuz veremeyecek kadar yorgun. Ne çok kalp sevgi vermeye hazır ama söylemeye çekiniyor. Oysa birbirimize iyi gelmek zor değil. Bazen susarak, bazen dinleyerek, bazen yalnızca orada olarak bile iyileştirebiliriz birbirimizi. Çünkü insan, insanla iyileşir. Bir dostun sesi, bir annenin duası, bir çocuğun gülüşü yaralarımıza merhem olur.
Hayat bize öğretti ki makamlar, başarılar, paralar gelip geçicidir. Geriye dönüp baktığımızda hatırlayacağımız tek şey, kimlere iyi geldiğimiz ve kimlerin bize iyi geldiğidir.
O yüzden birbirimizi yormayalım, eksiltmeyelim. Bırakalım, yan yana durmak yetebilsin; bir selamın sıcaklığı, bir tebessümün ışığı iyileştirsin bizi. Senin için sıradan bir davranış, bir başkasının o gün hayata tutunma sebebi olabilir. Ve belki bir gün senin tutunma sebebin de bir başkasının kalbinden sana uzanan o görünmez el olur.
İnsan, insana en iyi gelen ilaçtır.

