İsmail Acar imzasıİsmailAcar

İnsan ve Vicdan

İyiliğin Sessizliği

İyiliğin sesi yoktur ama yankısı vardır. Ne var ki o yankıyı duyan da azaldı.

Birine el uzatıyorsun, bakışını kaçırıyor. Birine yol gösteriyorsun, adını anmıyor. Bir iyilik yapıyorsun, sanki hiç olmamış gibi davranıyor. Oysa bazen tek bir “teşekkür” bir ömrü onarırdı.

Zamanla anlıyorsun: İnsanlar yalnızca kötülüğe değil, iyiliğe karşı da sessizleşebiliyormuş. Önceden bir emeğin kıymeti bilinir, bir “eline sağlık” gönüller arasında köprü olurdu. Şimdi köprüler yıkılmadı belki ama geçilmiyor; herkes kendi kıyısında, kendi sessizliğinde.

İyilik bir su gibi akar; karşısına kuru topraklar çıkarsa sessizce yerin altına çekilir. Zamanında sulanmayan çiçek nasıl solarsa, fark edilmeyen iyilik de kalplerin derinliklerinde öyle kaybolur. İnsan ne kadar güçlü olursa olsun, görülmemeye uzun süre dayanamaz.

Bir toplumun büyüklüğü binalarının yüksekliğinde değil, bir “sağ ol” diyebilme zarafetinde gizlidir. Teşekkür etmeyi unutan bir toplum vicdanını da unutur. Çünkü teşekkür yalnızca nezaket değil, bir fark ediştir; bir insana “Senin emeğin değerliydi” demektir. İyiliği fark etmemek, kötülüğe alkış tutmak kadar tehlikelidir; çünkü sessizlik çoğu zaman tarafsızlık değil, onaysızlıktır.

Bir tebessüm eksildiğinde umut da eksilir. Bir teşekkür söylenmediğinde bir yerlerde bir gönül yavaşça kapanır. “Neden uzaklaştı?” diye soranlara cevap veremez insan; çünkü uzaklaşmaz, yalnızca soğur.

İyilik karşılık beklemez belki, ama yankısını duymak ister. Dağda seslendiğinde ses geri dönmezse, insan orada kimsenin kalmadığını anlar.

Yine de iyiliği susturmak mümkün değil. İyilik görünmese de kök salar. Birinin unuttuğu bir söz, bir başkasının vicdanında filiz verir. Ve bir gün, sessizliğin ortasında geç kalmış ama içten bir teşekkür duyulur. İşte o an insanlık yeniden hatırlanır.

İsmail Acar imzası